semerkant

 

Atlas okyanusunun dibinde bir kitap yatıyor. Bu kitapta ünlü Titanic gemisinin batığında bir kasada saklı duran İranlı ünlü şair Ömer Hayyam’ın kitabı Rubaiyat’ın hikâyesidir. Yazar Amin Maalouf bizi, ünlü şair Ömer Hayyam’ın dönemine götürerek İran’ın siyasi ve sosyal yapısını daha iyi anlamamıza ve döneme ışık tutuyor.

Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah arasındaki bağlantılar ve gelişen olaylar etrafında tarihin pek bilinmeyen fakat okudukça daha da ilginçleşen bir tarihi masal çıkıyor karşımıza.

Hayyam ne kadar astronomi, matematik ve tıp gibi konularda alim olsa da aklının ve yaşamsal anlamının şiir, edebiyat ve özgür bir yaşamda olduğu düşüncesiyle hayatını sürdürürken, karşısına çıkan Ünlü Selçuklu Veziri Nizamülmülk’le karşılaşması ve 1 yıl sonrasına verdiği randevusunu beklerken, ileride tüm dünyanın başına dert olacak Hasan Sabbah adında bilgili bir gençle tanışması, dostluk kurması ve 1 yıl sonrasındaki Nizamülmülk randevusunda kendisine teklif edilen Selçukluların İstihbarat sorumluluğuna Genç Hasan Sabbah’ı önermesiyle başlıyor hikaye.

H. Sabbah’ın hırslı ve zeki ruhu, Selçuklu imparatorluğunda kendisini bir yıldız haline getirirken, her parlayan yıldızın olduğu gibi, düşmanlarının artarak çoğalması ve çoğalırken düşman listesinde, Nizamülmülk gibi bir vezirinde girmesiyle, ilgiyle bir savaşın ve olaylar zincirinin nasıl başladığını okuyacaksınız.

Kitabı yarıladığımızda aslında “Semerkant” kitabının içindeki 1. Öykünün bittiğini yani tarihin 3 önemli adamının hikâyesinin bittiğini görüyoruz. Kitabın 2. Öyküde, ilkiyle bağlantılı olarak yine aynı coğrafyada fakat 1800’lü yıllara gelerek, Ömer Hayyam’ın Rubaiyat kitabının orijinal el yazmasının peşine düşen bir araştırmacının, İran’dan sürgün olmuş ve Türkiye’de yaşayan Şeyh Cemalledin ile tanışmasıyla ve Rubaiyatın izini sürmeye İran’a gitmesiyle başlıyor.

Şeyh Cemalledin’in İran coğrafyasındaki muhalif tarikat üyeleri ile bağlantılar kurarak, kendini İran Şah’ına suikast yapan Mirza Rıza’nın ortağı olarak bir maceranın içinde buluyor. İran’ın iç dinamikleri, entrikaları ve siyasi ortamı ciddi bir akıcılıkla aktarılıyor.

“Semerkant” kitabındaki detayların ve öykülerdeki derinliğinden daha fazla detaylara giremiyorum. Kitabı okuduğunuzda anlatılacak çok konu ve olay olduğunu ayrıca anlayacaksınız diye düşünüyorum.

Ömer Hayyam’ın orijinal el yazmasıyla İran’dan ayrılan araştırmacı ve onunla aşk yaşayan prensesin evlilik balayı için seyahate çıktıkları Titanic gemisiyle herkesin bildiği malum gemi kazasıyla birlikte Ömer Hayyam’ın uzun yıllar Alamut kalesinde korunmuş Rubailerinin bulunduğu kitapta okyanusun dibinde bir kasa ile birlikte gömülüyor.

 

Kitabı bitirdiğimde Selçukluların ünlü hükümdarı Alpaslan’ın ölümü geliyor zihnime, Yeri göğü inleten sultanın bir kale kumandanı tarafından kibrinden nasıl öldüğü ve Hayyam’ın bu olay üzerine, Kibirle ilgili rubaisini unutmamak gerektiğini düşünüyorum.

 

Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye,
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan; Benim ben diye…

 

Kitabın Künyesi:

Kitabın Adı: Semerkant
Yazarı: Amin Maalouf
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Basım yılı: 1993
Sayfa sayısı: 318

 

coskunsen@yandex.com

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.
Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.